Kasım, 2009 için arşivler

Hilary Swank

\

Hilary Ann Swank, 30 Temmuz 1974 tarihinde Judy Swank ve Stephen Swank’ın kızı olarak Washington, Amerika’da dünyaya geldi. Çocukluğunu Washington, Bellingham’da geçiren Hilary,Sehome High School‘da okudu. İlk oyunculuk deneyimini henüz 16 yaşındayken “ABC TGIF” adlı komedi dizisiyle edinen Hilary, “Harry and the Hendersons“, “Evening Shade” ve “Growing Pains” gibi bir kaç TV dizisine konuk olduktan sonra, “Buffy The Vampire Slayer” adlı filmde ‘Kimberly‘ karakteriyle yer aldı.
Aynı sene “Camp Wilder” adlı diziye konuk olan genç oyuncu, 1994′te “Cries Unheard: The Donna Yaklich Story” adlı TV filminde ‘Patty Yaklich‘ karakterini canlandırdı. Aynı sene “The Next Karate Kid” (‘Julie Pierce‘ karakteriyle) adlıspor filminde rol alan Hilary, 1996 senesinde “Sometimes They Come Back… Again” (‘Michelle Porter‘ karakteriyle) ve “Terror In The Family” (‘Deena Martin‘ karakteriyle) adlı TV filminde rol aldı. 1997 senesinde “Dying To Belong” (‘Lisa Connors‘ karakteriyle), “The Sleepwalker Killing” (‘Lauren Schall‘ karakteriyle) ve “Kounterfeit” (‘Colleen‘ karakteriyle) adlı yapımda yer alanHilary, aynı sene “Leaviing L.A.” adlı TV dizisinde ‘Tiffany Roebuck‘ karakteriyle 6 bölümde rol aldı.
Yine aynı yıl “Quiet Days Of Hollywood” (‘Lolita‘ karakteriyle) adlı filmde rol alanHilary, sette tanıştığı Chad Lowe ile 5 ay ilişki yaşadıktan sonra 28 Temmuz’da dünyaevine girdi.
1998 senesinde “Heartwood” (‘Sylvia Orsini‘ karakteriyle) adlı yapımda yer alanHilary, yıl içinde “Beverly Hills, 90210” (‘Carly Reynolds‘ karakteriyle) adlı dizinin 16 bölümünde rol aldı.1999 senesinde genç oyuncu, “Boys Don’t Cry” adlı sinema filminde ‘Brandon Teena‘ karakterini canlandırdı. Bir erkeği canlandıran Hilay, rolünün hakkını verebilmek için saçlarını kazıttı ve tam 30 gün boyunca bir erkek gibi yaşadı. Hilary’nin bu çabası, ‘En İyi Kadın Oyuncu’ Oscar’ıyla taçlandırıldı.

\

2000 senesinde, eşi Lowe’ın çektiği “The Audition” adlı kısa yapımda yer alan Hilary, aynı yıl Sam Raimi‘nin yönetmenliğini yaptığı “The Gift” (‘Valerie Barksdale‘ karakteriyle) adlı yapımda Cate BlanchettKeanu ReevesGiovanni RibisiGary Cole veKatie Holmes gibi isimlerle birlikte rol aldı.

2001 senesinde “The Affair Of The Necklace” adlı sinema filminde Jonathan PryceAdrien BrodySimon Baker ve Christopher Walken ile birlikte rol aldı. 2002 senesinde Christopher Nolan‘ın yönetmenliğini üstlendiği “Insomnia” adlı yapımda Al Pacino ile birlikte rol alan Hilary, aynı yıl eşi Lowe’ın çektiği “The Space Between“de yer aldı.

2003 senesinde, “The Core” adlı bilim-kurgu filminde rol alan Hilary, aynı sene “11:14” (‘Buzzy‘ karakteriyle) adlı aksiyon/ komedisinde yer aldı.

2004 senesinde “Iron Jawed Angels” (‘Alice Paul‘ karakteriyle) ve “Red Dust” (‘Sarah Barcant‘ karakteriyle) adlı yapımlarında rol alan Hilary, aynı sene Clint Eastwood‘un yönetmenliğini yaptığı “Million Dollar Baby” (‘Maggie Fitzgerald‘ karakteriyle) adlı drama filminde rol aldı. Hilary, bu filmde bir kez daha ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında Oscar Ödülü kazandı.

2007 senesinde eşi Lowe ile yollarını ayıran aktris, Richard LaGravenese‘nin yöneetmenliğini yaptığı biyografik yapım “Freedom Writers” (‘Erin Gruwell‘ karakteriyle), “The Reaping” (‘Katherine‘ karakteriyle) ve “P.S. I Love You” (‘Holly‘ karakteriyle) adlı yapımda rol aldı.

2008 senesinde “Birds Of America” (‘Laura’ karakteriyle) adlı yapımda rol alan Hilary, 2009 senesinde “Amelia” (‘Amelia Earhart‘ karakteriyle) adlı yapımda rol aldı.

\

İlerleyen zamanlarda vizyona girmesi beklenen filmler; “Betty Anne Waters“, “The Resident“, “Labyrinth“, “French Women Don’t Get Fat“, “You’re Not You“, “Falling Out Of Fashion“, “Intimaate Strangers“, “Something Borrowed” ve “Fangland

Rasyonel düşünce

\

Doğduğumuzda çok az duygu destekli isteğimiz vardı. Acıktığımızda biraz süttü esas olan. O zamandan beri, yaşamımızı fiziksel olarak sürdürmemizle hiçbir ilgisi olmayan yüzlerce duygu destekli istekle programladık kendimizi. Bu bağımlılıklarımızın çoğu, duygusal olarak kendimizi bağladığımız çeşitli rollerin oynanması olan sosyal bir danstı sadece. Duygu destekli bir bağımlılık modeli ya da beklentisi, hep yanımızda taşıdığımız ve birisi patlatmasın diye sürekli koruduğumuz şişmiş bir balona benziyor.Egomuz, güvenlik korkularımızı, duygulu arzularımızı ve güç öfkelerimizi harekete geçirerek bizi hatalı biçimde korumaya çalışırken, rasyonel düşüncemiz de egomuzu desteklemekte üstüne düşeni yapmak için çalkalanır durur. Neden “haklı” olduğumuza, başkalarının ise neden “haksız” olduklarına dair nedenler bulur. Kimlik bulmamızı sağlayan, kendimizi özdeşleştirdiğimiz çeşitli roller ve oyunlardaki “başarı” modelini yaşamımıza yardımcı olmak için plan yapar ve yönetir. Aslında gelişimimizle, yaşadığımız tüm korku, üzüntü ve öfkelerin, yaptığımız boş danstan kurtulmamıza yardım eden – dünyanın bize sunduğu – dersler olduğunu idrak etmeye başlarız.

Dünya oynadığımız çeşitli bağımlılık rollerinin mekanikliğini kavramamız için fırsatlar sunuyor. Herhangi birinin yaptığı ya da söylediği bir şey için duyduğumuz her yabancılık, huzursuzluk, sinirlenme hissi, yaşam oyunumuzu bilinçli olarak oynamadığımızın bir kanıtı.

\

Egomuz ve rasyonel düşüncemiz, dünyanın nasıl olması gerektiği ve çevremizdeki insanların nasıl davranmaları gerektiğine dair belli bir yolun olduğunu söyleyen haşin bir programla çalışıyor, işi doğru yoluna koymak rasyonel düşüncemize bağlı.

Yaşam bize bağımlılık modelimize uymayan bir şey sunduğunda, egomuz rasyonel düşüncemizi ısrarlı, tutsak edici bir düşünce zinciri üretmek üzere ateşler. Aynı anda egomuz endişe ve huzursuzluk gibi olumsuz duyguları harekete geçirir. Kalbimiz hızlı atmaya, adrenalin ve başka hormonlar kanımıza karışmaya başlar. Bu psikosomatik kargaşa rasyonel düşüncemizi geri besler, daha ileri aktiviteleri ateşler.

\

Bilincimizin nasıl çalıştığını anlamadıkça bu kargaşayı yaşamımıza işlerlik kazandırmak için sürdürülmesi gereken “önemli” bir şey olarak kabul ederiz. Daha bilinçli hale geldikçe, rasyonel düşüncemizin beklentilerimize uyması için dış dünyayı yönetmeye ve zorlamaya çalışmamıza neden olan duygusal kargaşayı yaratmadan çalışmasına izin verme yeteneğimizi geliştirebiliriz.
Örneğin, bağımlılık programımız, egomuz ve rasyonel düşüncemizden oluşan üçlünün faaliyetlerini tam olarak kavramadığımızda, biri bizi eleştirirse otomatikman kızarız. Aslında kızmak bir yana ne yapmamız ve söylememiz gerektiği hakkında bir seçim hakkımız olmalı. Söylediklerini sessizce dinleyip düşüncelerinden yararlanma fırsatı verecek kadar bize ilgi gösterdikleri için şükranlarımızı ifade etmemiz yerinde olur. (Şeyine bile takmıyor – bu amiyane tabir buradan gelir.) Her zaman uzlaşmaya varmamız ya da varmamamız gerekmez. Yalnızca sunulanı alalım ve kullanabileceğimizi kullanıp kalanın geçip gitmesine izin verelim.

\

Programımız, egomuz ve rasyonel düşüncemizin acillik duygusu yarattığı bu an, bu otomatik alarm sistemi atalarımızı orman hayatının tehlikelerinden korumak için yaratıldı. Ani bir fiziksel yaralanma ya da yaşamsal tehlike içeren bir durumla karşılaşmadıkça herhangi bir sorunun en iyi çözümünü genellikle kendi enerjimizi ahenkli kılarak buluruz.Ve “ben ve onlar” yerine “biz” bilinciyle uyum içinde akmak için bağımlılıklarımızı tercihe dönüştürdüğümüzde, her an bizi bulacak olan içgörü ve algı açıklığına ulaşmak için yeterince sessiz olmamız gerekir.

Rasyonel düşüncemizin bize oynadığı oyunu görmeliyiz. Tamamen mantıksız bir şekilde sıkıntılı olduğumuzda, ürettiğimiz düşünceleri isimlendirmeyi öğrenmeliyiz.

\

Örneğin, bir konuda bir fikrimizi değiştirmek için birinin ısrar ettiğini düşünelim. Güç, prestij ve gurur sınırlarımızın ihlal edildiğini hissedebiliriz. Rasyonel düşüncemiz bizimle aynı fikirde olmayacak kadar aptal olan o kişiyi utandıracak şiddetli bir karşılık üretmesi için egomuz tarafından harekete geçirilir. Aklımız işini yaparken, olumsuz duygular uyandırmadan onu izleyebildiğimizde, hangi karşılığın bölünme hangi karşılığın ise sevgi ve birlik ürettiği konusunda bir seçim hakkımız olur. Düşük bilinç düzeylerinde çalıştığımızda, hiçbir seçim hakkımız yok. (Ana, avrat sövme devreye giriyor.) Başka birinin sözün kesmemiz anlamına da gelse aklımıza gelen her “acil düşünceyi” hemen dile getirme eğiliminde oluyoruz.Bunu bir 6. his olarak, başka bir duyu girişi olarak değerlendirebiliriz. Bağımlılıklarımızı tercihlere dönüştürdüğümüzde, düşüncelerimiz duygularımızı otomatik olarak alevlendiremez.

Bunun bir bastırma olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bastırma olmadığı gerçeği ilginçtir. Bastırdığımızda, hissettiklerimizi sonuçlardan korktuğumuz için ifade etmeyiz. (Kendimize yapabileceğimiz en zararlı ve bilinçsiz şeylerden biridir.)

Duygularımız tarafından üretilen enerjiyi, bağımlılıklarımızı tercihlere dönüştürebilirsek, böylece enerjiyi bastırmamış, yapıcı ve yararlı biçimde kullanarak rasyonel düşünce zincirlerimizin öfke ve huzursuzluk duygularını harekete geçirmesini engellemiş oluruz.

Bilinçli oldukça, bastırmak, hatta ifade etmek için olumsuz duygu bulamayacak duruma geliriz.

mimeo,interaktif cep telefonu

\

mimeo, interaktif cep telefonu konsept tasarımı. İnteraktif çünkü şekli ile kaleme benzeyen telefon, işlevsel olarak da kalem gibi çalışıyor. Uç kısmındaki stylus (kayıt iğnesi) kalem görevi görüyor. Arama yapmak için aranılacak kişinin ismini yazıp arama butonuna basmak yeterli. Mesaj yazmak için de aynı yöntem kullanılıyor. Farklı renk seçenekleri mevcut consept tasarım Sam James Chu’ya ait.

google wave kullanma klavuzları ve kaynakları

google tarafından, bu senenin mayıs ayında duyurusu yapılan google wave *, web kullanıcılarını heyacanlı bir beklentiye sevk etmişti.
sonunda bu merak ve heyacan dolu bekleyiş sona erdi ve google, google wave’i önizleme sürümü ile kullanıcıların hizmetine sundu.

\

şimdilik sadece kendisine davetiye ulaşan kullanıcıların kullanabildiği google wave’in önündeki en önemli sorun ise, kullanıcıların google wave’i hangi amaçlar için nasıl kullanabileceklerini tam olarak keşf edememesi.

\

bu amaçla hazırlanmış klavuzların ve kaynakların bulunduğu aşağıdaki liste ile google wave’in kullanımı ile ilgili oldukça yol gösterici bilgiler edinebilirsiniz (ücretsiz).

\

- the complete guide to google wave: google wave’i nasıl kullanabileceğinizi anlatan oldukça kapsamlı bir kaynak.

- what is google wave?: google wave ile ilgili birçok kaynak biraraya toplanmış.

- mashable google wave guide: web’in en çok okunan sosyal medya blogu mashable tarafından hazırlanmış bir google wave klavuzu.

- about google wave: google wave kendini tanıtıyor.

- google wave api: google wave api kaynakları yardımı ile google wave’in mimarisi, çalışma prensipleri gibi daha teknik bilgilere sahip olabilirsiniz.

- google wave samples gallery: google wave api ile hazırlanmış ve google wave çalışma ortamının önemli birer parçası olan eklentiler/uygulamalar (extensions -robots ve gadgets-, wave embed, extensions installer) mevcut.

- google’ın son bombası: google wave: buda benden.

bonus+:
+google wave davetiyesi nasıl edinilir?

kaynak: mashablewebworkerdaily.
algoz: blog friendfeed twitter facebook email rss

jvc lesson master xa-lm1

jvc lesson master xa-lm1
jvc lesson master xa-lm1

jvc lesson master xa-lm1, müzisyenler kadar podcast yayımcıları içinde kullanmaya uygun. dijital sinyal işleme teknolojisiyle kayıpsız kayıtların yapılabildiği xa-lm1, sd karta kayıt yapmakta.

bazı özellikleri:

  • microsd, microsdhc kart desteği
  • linear pcm, mp3, wav, wma kayıt
  • 470kΩ empedans
  • 2x aaa pil ile çalışabilme
  • usb 2.0
  • 64mm × 120mm × 22.5mm
  • pil dahil 117gr

Yeni iPhone Tasarimi

Isamu Sanada adlı bir japon tasarımcının tasarladığı bu yeni iPhone konsepti internette dolaşan bence en hoş (yakın zamanda üretilebileceğine ihtimal vermediğim; tam saydam olan hariç) iPhone konsepti.

\

iMac tarzı metal ve köşeli gövdesi şık ama narin olmayan bir görünüm katmış. Ekranın bir kenardan diğerine kadar uzanması ekranı olduğundan büyük gösteriyor.

\

Umarım apple tasarımcıları 4.nesil iPhone’un tasarımında bu konsepten yararlanırlar.
Kaynak

Duygusal zeka

EQ: Duygusal Zeka
1980 yılı sonunda Amerikalı iki psikolog, Yale’den Peter Salovey ve New Hampshire’den John Mayer empati, bilinç ve duygusal denetim gibi insan özelliklerini bir araya toparlamak için etkin bir yol arayışı içine girerler.
Birden karşılarına “duygusal zeka” adında akademik çevrelerce bilinmeyen bir tanımlama çıkar. Daha sonra The New York Times yazarı ve psikolog Daniel Goleman bu kavramı en fazla satış yapan kitabına başlık olarak verir. (Emotional Intelligence; Why it can matter more than IQ)

\

Şimdilerde bu kavram her yerde kullanılmaya başladı. Magazinlerde “kendi duygusal aklınızı keşfedin” başlıklı testlerde, çeşitli senaryolarda karşımıza çıkar oldu. Örneğin; uçağınız aniden kötü bir sarsıntı geçirdi; bu durumda…
a- film seyretmeye devam ederim.
b- acil durumda uygulanması gerekenleri uygularım.
c- a ve b’de belirtilenlerin birazını yaparım.
d- bilmiyorum, hiç karşılaşmadım.
tipi sorularla hazırlanan toplam 200 puanlık skorun duygusal bir “dahiyi”, 25 puanlık skorun ise bir “neanderthal” i tanımladığı duygusal sınırlamalara yöneldi. Duygusal zeka ilk olarak akademik çalışmalarda yakalandı; fakat 90′lardan itibaren psikolojik bir sır olma yolunda ilerliyor.

\

Günümüzde salgın hastalık gibi çevremizi saran vahşi cinayetleri, yürümeyen evlilikleri ve gençlerin uyuşturucuya bağımlılıklarını düşük ahlaka ve karakter çöküşüne bağlamak biraz aptalca ve savunmacı olur. Bu hastalıkları duygusal ve psikolojik bozukluklara bağlamak ise o kadar da yanlış olmaz. Duygusal zeka düzeyini geliştirme olanağı gençleri aynı zamanda yaşamın zorluklarına karşı hazırlama fırsatını da doğurur. Öfkeyi kontrol edebilme, başkalarıyla iletişim kurabilme insanın gelecek başarısı için soyut zekanın ölçülmesi olan IQ sonucundan daha iyi bir gösterge değil mi?

Eğer belirleyici ise, duygusal zeka hakkında iki büyük soru karşımıza çıkar. Duygusal zeka gerçekten anlamlı bir şekilde ölçülebilir mi?
Ölçülebiliyorsa, çocuklardan bu zekayı geliştirebilmeleri için gerekli olan becerileri öğrenmeleri beklenebilir ve duygusal zeka eğitim sistemlerindeki bozukluklar giderilebilir.

\

“Duygusal zeka” savunucuları, bu soruların yanıtları konusunda hayli iyimserler. Sadece, kavramı IQ gibi rakamsal bir çubuğa indirme de değil, aynı zamanda “marshmallow testi” gibi tahminleme gücü yüksek olan bir aracı olduğundan duygusal zekanın ölçülebilir olduğuna inanıyorlar.60′larda Stanford’dan psikolog Walter Mischel 4-5 yaş çocuklarından oluşan bir gruba marshmallow (sünger-şeker) verir; 15-20 dakika sonra geri döneceğini, şeker yemeyi bu sürenin sonuna erteleyebilirlerse 2. marshmallow ile ödüllendirilebileceklerini söyler. Yıllar sonra Mischel şeker yeme isteğinin önüne geçebilen ve yemeyi erteleyebilen çocukların, bu şekerleri ilk seferde yiyen çocuklardan duygusal, sosyal ve akademik açıdan daha başarılı ve mücadeleci olduklarını gözlemler.

\

Goleman, zevkleri erteleme yeteneğini, sorgulayan beynin dürtülere karşı kazandığı bir zafer olarak görür. Fakat bu, yeteneğin duygusal zekayı tam olarak belirlediği açıkça belli değildir. Marshmallow testleri, sonuçta diğer yeteneklerin de bulunduğu bazı karmaşık beyinsel davranışları gizlemektedir.Mischel daha sonra başarılı çocukların, başka şeyleri de düşünebildiğini keşfeder. Bazılarının şeker yemektense şarkı söylediğini, ayaklarını yere vurduğunu, birbirlerine hikayeler anlattıklarını ve birisinin de elinde şekerle uyuya kaldığını gözlemler.

Bu sonuçlardan, istenilen davranışın ortaya çıkmasında, konulan ödülün mutlak etkisi olmadığı, bununla beraber bireyin karmaşık olan bilişsel yeteneklerinin de ortaya çıkan davranışı belirlediği görülür. Zevkleri erteleme yeteneğinin yanında, kendini bilme, dürtü kontrolü, güdülenme ve empati duygusal zekayı oluşturan yetenekler olabilir.

sünger şeker
sünger şeker

Connecticut’tan psikolog Ross Buck ise duygusal zekanın IQ gibi ölçümesi fikrine karşı çıkar. Tanıdık biriyle kurulan iletişim yeteneğinin, bir yabancıyla kurulan iletişimden farklı olduğunu ve her ikisinin kendine özgü duygusal iletişim özelliğine sahip olduğunu iddia eder.Psikolog Vasudevi Reddy bir çalışmasında, küçük bebeklerdeki utangaçlık ifadelerinin, sosyal bünyeye bağlı olarak farklılaştığını belirtir. Bebekler kafalarını çevirerek, kollarıyla yüzlerini kapatarak veya düz bakışlardan sakınarak utangaçlıklarını belli ederler. Fakat bu davranışları ne zaman ve ne sıklıkla yaptıkları kiminle ve kimlerle beraber olduklarına bağlıdır. Goleman, bu davranışların derecelerini çocuklarda ve gençlerde ölçülebilse bile, onlara bu davranışları kontrol etmeyi öğretmenin kolay olmadığını söyler.

\

Bu karışıklıklara rağmen, ABD ve Avrupa’da birçok eğitim ve psikolog özel olarak tasarlanmış programlarının yardımıyla duygusal yeteneklerini geliştirmeyi amaçlıyorlar. Davranışları ve tepkileri kontrol etmeyi öğreten dersler veriyorlar. Çocuklara trafik ışığı sistemiyle düşünmeleri öğretiliyor. Sinirden patlayacak durumda olsalar da önce kırmızı ışığı görmeleri, durmaları ve sakinleşmeleri; sarı ışıkta içinde bulundukları sorunu düşünmeleri; yeşil ışıkta ise ılımlı ve saldırgan olmayan bir çıkış yolu bulmaları öneriliyor.Aristoteles, “Herkes öfkelenebilir, bu kolaydır; fakat doğru insana, doğru derecede, doğru zamanda, doğru amaç için ve doğru şekilde öfkelenmek kolay değildir.” der.
Duygusal zeka kavramı insanlara entelektüel başarılarında duygusal yeteneklerinin önemini hatırlatmada yardımcı olabilir, ancak duygusal zekanın nasıl ölçüleceği ve geliştirileceği konusunda Aristoteles’in vardığı noktadan daha ileride olunduğunu söylemek mümkün değil.

Romanda bize olayları anlatan kimdir?

\

Roman, modern zamanların anlatım tekniğidir. Roman sanatı esas itibariyle anlatılacak bir hikâye ve bu hikâyeyi sunacak bir anlatıcıya dayanır. O halde hemen şöyle bir soru sormak gerekir: Romanda bize olayları anlatan kimdir? Romanda ya da hikâyede olayları okuyucuya anlatan sese “anlatıcı” diyoruz. Anlatıcı destan, masal, hikâye, roman gibi epik karakterli metinleri okumaya başladığınız anda kulağınıza gelen ilk sestir.Okuduğumuz eserlerde hangi anlatıcı tekniğinin kullanıldığı bilmemiz romanları daha iyi anlayıp, yorumlamamıza olanak verir. Anlatıcı türlerini kısaca tanımaya çalışırsak ortaya şöyle bir sınıflama çıkar:

a) İlahi anlatıcı: Modern roman türüyle birlikte ortaya çıkmıştır. Diğer adı tanrısal anlatıcıdır. Anlatıcı yazarın dahi bilemeyeceği durumlardan haberdardır. İnsanların içinden geçeni bilir, sezer, görür ve aynı anda birçok yerde olabilir. Olayları içten ve dıştan anlatabilme hâkimiyetine sahiptir. Genelde psikolojik romanlarda kullanılan bir tekniktir. Okuduğunuz romanda anlatıcı tanrısal bir fonksiyon yüklenmiş ise ilahi anlatıcıyla karşı karşıyasınız demektir.Nazan Bekiroğlu’nun Yusuf ile Züleyha adlı eseri örnek verilebilir.

b) Objektif anlatıcı: Yansız anlatıcı olarak da tabir edilen bu türde anlatıcı her şeye duygusallıktan uzak bir izleyici mesafesindedir. Bir kamera vazifesi görür ve olayları sadece gözlenebilen kısmıyla ele alır, gösterir. Bu anlatım tutumundan daha çok tasvir, betimleme ve diyaloglar üzerine kurulu romanlarda yaralanılır. Sabahattin Ali‘ninKuyucaklı Yusuf adlı eserinde bu anlatım tarzını görebiliriz.

c) Kişisel anlatıcı: Personel anlatıcı olarak da adlandırılan bu anlatıcı türünde, anlatıcının roman kişileriyle özdeşleşmesi, dünyayı ve hayatı onların gözleriyle görmesi söz konusudur. Bu yöntemde roman kahramanı anlatıcı kimliğini üstlenmiş, olayları, olguları ve duyguları kendi zihin süzgecinden okuyucuya sunmuştur. Bu tip anlatıda roman kahramanı olan anlatıcının penceresinden hayata bakarken, onun eğitimi, kültür düzeyi, cinsiyeti, işi, yaşı vs. anlatımı etkileyen unsurlar arasına girer. Orhan Pamuk‘un Sessiz Ev romanı bunagüzel bir örnektir. Roman kahramanlarının tamamı eser içerisinde anlatıcı konumuna gelmiştir.

Bir romanda birden fazla anlatıcı bir arada görülebilir. Bu anlatıcılar dışında karşımıza en sık çıkan diğer anlatıcı da 1.tekil kişi (ben) anlatıcıdır. Birinci tekil kişi anlatıcısı genellikle otobiyografik eserlerde kullanılır ve beşeri bir tabloyla karşımıza çıkar. Daha ilksatırda onu tanırız zaten. Halit Ziya Uşaklığil‘in Kırk Yıl adlı eseri bu anlamda güzel bir örnek teşkil eder.
Romanda anlatıcı unsurunda dikkat edilecek bir diğer hatırlatma bazı romanlarda -özellikle geleneksel roman türünün örneklerinde- anlatıcı sık sık okurla eser arasına girerek olay akışını keser. (İlk dönem romanlarımızdan Namık Kemal, İntibah ve Ahmet Mithat, Felatun Beyle Rakım Efendi) Okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla yapılan bu yöntem, modern romanda yerini tanrısal ama olay akışını kesmeyen anlatıcı türüne bırakırken post- modern romanda yeniden anlatıcının varlığını billurlaştırmaya ve sesini yükseltmeye başlar. Özellikle Adalet Ağaoğlu, Romantik Bir Viyana Yazı ve Orhan Pamuk, YeniHayat gibi eserlerinde dikkat çeker.

Ercan Saatçi özür diledi

F.Bahçe TV’de yayınlanan ‘Müzik Molası’ programında Galatasarayımız’a küfür eden Hürriyet Gazetesi Spor Koordinatörü Ercan Saatçi özür diledi.

Fenerbahçe Televizyonu’nda yayınlanan ‘Müzik Molası’ programında Galatasaray’a küfür eden Hürriyet Gazetesi Spor Koordinatörü Ercan Saatçi özür diledi.Programın üç yıl önce çekildiğini ifade eden Saatçi, Hürriyet Gazetesi’nin bugün tarihli sayısında konuyla ilgili bir yazı kaleme aldı.